24 Kasım 2015 Salı

Bir Garip Marakeş Serüveni



Gezi intro müziği olmadan olmaz. 


Biri Vigo’dan, diğeri Madrid’den gelen iki genç, bir kasım ayının son cuma gecesi saat 11 sularında, Rue Bab Agnaou’da bir binanın saçaklarının altında, ansızın bastıran yağmurdan çaresizce korunmaya çalışıyordu. Vigolu çocuk, elinde rezervasyon yaptırdığı hotelin (Hotel Aday) internetten indirdiği haritası ile hotele nasıl gideceklerini bulmaya çalışıyordu. Fakat sokak tabelalarının olmaması, bunu imkansız kılmaktaydı. 
Taksiden indiğimiz yerden hotele gitmek zor olmasa gerekti, meğerse google maps'in göstermediği pek çok ara sokak varmış.
Onları havalimanından getiren taksici, onları bırakırken hotelin yeri kolaymış gibi bir bina grubunu göstermişti yol tarifi olarak. Takside beraber geldikleri iki ispanyol ise ücreti taksiciye ödediği gibi topuklamıştı. Bekledikleri caddenin Medina’nın en işlek caddesinden biri olması gerekirken (Medina:Eski şehir kısmı), cuma akşamına rağmen neredeyse tüm dükkanlar kapalı idi ve caddede yürüyen kimse yoktu. Caddede sadece bir dönerci açıktı, ve ora onların adres sorması için tek şanslarıydı. Vigolu genç, caddedeki su birikintilerini atlayarak geçti. Fransızca ve Arapça bilmiyordu, içinde oradaki çalışanların veya müşterilerden birinin İngilizce veya İspanyolca anlamalarını ümit etti. Tezgaha yanaştı ve dönerci amcanın siparişleri hazırlamasını bekledi. Dönerci abimiz sakin bir şekilde siparişleri hazırlıyordu, ancak onu bekleyen kahramanımız da sabırlı idi. Fakat aklı yol arkadaşındaydı. Onun hakkında endişelenmesindeki sebep, onu buraya getirenin kendisi olmasıydı. Aslında bu seyahat fikri iki ay önce arkadaşında çıkmıştı, o da gezmeyi çok sevdiği için hemen bu fikri kabul etmişti. Fakat Madridli kahramanımız, o sıralarda patlayan Ebola salgınını (Halbuki o vakte kadar Madrid’de bile Ebola vakası görülmesine rağmen Fas’ta o vakte kadar hiç bir vaka görülmemişti) ve babasının bu geziye koyduğu şerhi gösterip bu geziden caymak istemişti. Vigolu da nedendir bilinmez Marakeş’e yalnız gelmekten korkmuştu. Önce arkadaşının biletini başka arkadaşlarına önermişti, fakat gelecek insan bulamayınca arkadaşını bir şekilde ikna edip Marakeş’e tek gelmekten kurtulmuştu. İşte bu nedenle kendisini sorumlu hissetmekteydi. Üstelik geldikleri uçak 2 saat rötar yapmıştı, bu nedenle de geç sa kalmışlardı. Hikayemizin geçmişini anlatmışken, saçak altında bekleyen arkadaş da sıkılıp dönerciye geldi ve dönercimiz nihayet siparişleri servis edip bu ikiliye döndü. Haritayı göstererek, Hotel Aday diye belirttiler. Haritayı aldı, fakat yerini çıkaramadığı için müşterilere sordu. Yemeğini yeni bitiren bir genç, ben biliyorum misali bir şeyler söyledi ve onlara onu takip etmelerini işaret etti. Yağmur dinmişti, ikili de çok ıslanmamıştı. 3 kişilik grubumuz yürürken iki eleman caddede belirdi. Sırt çantalarıyla buram buram turist kokan bu ikiliye ve Faslı yol göstericiye bir şeyler söylemeye başladılar. İkilimiz tedirgin olmuştu ve bir an önce hotele varmak istiyorlardı. Bu sırada Faslı genç caddede durdu, dar ve loş bir sokağı göstererek oraya girmeleri gerektiğini işaret etti. Artık tedirginlik, yerini tabiri caizse g.tü kaptırma korkusuna bırakmıştı. Vigolu genç, buraya arkadaşını getirdiği için bin pişman olmuştu, tek düşündüğü durumu nasıl düzelteceği idi. Bu sırada Madridlinin elf gözlerine, caddede onlara doğru yürümekte olan biri kadın üç kişi takıldı. Arkadaşının elindeki haritayı kaptığı gibi bu 3lünün yanına gitti. Faslı genç bir şeyler söylenmeye başladı ama öbür genç kulak asmayıp arkadaşını takip etti. Bu gruptakiler şans eseri çat pat ingilizce konuşabiliyordu ve hoteli bulmaya yardım edeceklerini söyledi. Marakeşte yaşamıyorlardı, bu nedenle yer sormak için birini aramaya başladılar. İkilimizin Türk olduğunu öğrendikleri zaman muhabbet iyice koyulaştı. Gruptaki iki Faslı erkekten birinin eşi Fethulla Gülen okulunda çalışıyordu ve bu nedenle Türklere karşı çok dost canlısı idiler. Ne gariptir ki aynı adam Tayyip Erdoğan’ı da çok seviyordu, demek ki Fas’ta paralel yoktu. Bu ikilimizi şaşırtsa da, o vakit politik bir tartışmaya girecek durumları yoktu, hemen tasdiklediler: Erdoğan is good, Gülen is good. Muhabbetle beraber 1 saat boyunca yürüdüler ama sordukları 3-5 kişi de yardımcı olamamıştı, bir polis ve bir taksici dahil.  Yağmur gene başlamıştı, Vigolunun suya dayanıksız ayakkabıları sünger gibi olmuştu. Marakeş’in görkemli minaresi onlarla dalga geçer gibi aynı yerde beliriyordu hep, ormanda kaybolup aynı yere dönmüş gibi hissediyorlardı. 
Gece hiç sevimli bir minare değil aslında
Üçlümüz ise bu ikiliyi hotele kavuşturma yemini içmişti, yorgunluk ya da bitkinlik emaresi göstermiyordu. Bu sefer bir çok motorsikletin bulunduğu bir yerde duran terlikli ve yerel kıyafetli bir dayıya haritayı gösterdiler. Dayının 50 dirhem(yaklaşık 5 euro) karşılığı onları götüreceğini söylediğini çevirdiler. Hemen kabul ettiler ve rehberlerinin arkasında ara sokaklara girdiler. Sokaklar oldukça dar ve labirent gibiydi. Yerdeki su birikintileri, ansızın çıkan sokak köpekleri ve bastonlu rehber ile ikili otantizmin doruk noktasındaydı. Nihayet rehberimiz hotelin giriş sokağını buldu. İkilimiz rehbere “şükran” diyerek 50 dirhemi verdi. Rehber parayı aldığı gibi sokaklara karıştı. Rehber kaybolduktan sonra 3lüye sayısız teşekkür ettiler. Hayatlarında o insanları bir daha görürler mi, görseler de tanıyabilirler mi bilemiyorum ama onlara hayatlarının sonuna kadar borçlu kalacaklar. İkilimiz hotelin kapısını çaldı. Tam rahatlamışlardı derken onların bir ara arkasına takılan üçkağıtçı iki eleman sokak başında belirdi. Fakat kapı açıldı ve nihayetinde sorunsuz bir şekilde hotele vardılar. İki saat sonunda ıslanmış, yorulmuş, korkmuş fakat başarmışlardı (Halbuki Vigolu kazma hotele 10 euro ekstra ödese havalimanından hotele özel transfer edileceklerdi).



Gezi stresli bir şekilde başlasa da güzeldi. Hikayeden çıkarılacağı üzere gündüz vakti şehre varınca ya da airport transfer kullanınca sıkıntı olmuyor. Ama adrenalin istiyorsanız yaptığımızı yapın. Marakeşle ilgili izlenimlerim ve belli başlı tavsiyelerim şunlar:

  • Hoteller riyad olarak geçiyor, geleneksel tarzdalar. İyi puanlı ve yorumlu bir hotel sıkıntı yaratmaz diye düşünüyorum.
hotel aday marrakech ile ilgili görsel sonucu
kobra
  • Djemaa El-Fna şehrin en hareketli meydanı. Gündüzleri meydanda yılan, maymun terbiyecileri, baharatçı-kuruyemişçiler, portakal suyu satıcıları, develer ve dolandırıcı el kınacıları (henna tattoo) bulunuyor. Dolandırıcı derken eli kaptı mı kınayı hemen yapıyor şeklini sormadan ve saçmasapan meblağ da istiyorlar (yaşandı- parayı vermeseniz de huzuru kaçırıyor). 




  • Geceleri ise çaycılar(nane çayları çok güzel, nane diyorum ama baharat çayıymış sanırım), kebapçılar, tatlıcılar meydana kuruluyor. "Chebakia" tatlısı nane çayı ile çok güzel gidiyor.
Nane çayı dediğim çay
File:100 0632.JPG
Djemaa El-Fna 
  • “La calle esta cerrada- The street is closed” İşlek bir caddede cadde kapalı sözünü duyunca şaşırıyorsunuz. Haşhaş satıcılarının şifreleri imiş, neden kapalı diye sorunca öğrenmiştim :D
  • Ali Baba, gür sakallılara attıkları laf, yani bana.

  • Saraylar yıkık dökük ama çok güzel, sokaklar inanılmaz eğlenceli. Turist haritasındaki tüm gezilecek yerlere gidin. Vaktiniz kalırsa safariye çıkın, çölde bir gece geçirin (ömrüm yeterse bir sonraki sefer yapacağım).

Yıkık dökük derken mesela çatısı akıyor

  • Taksicilere taksimetre açtırın ya da iyi pazarlık edin. Mercedes taksilere binmeyin çünkü grande taxi diye geçiyorlar ve ayrı fiyat listesi var.
ne de olsa Mercedes
  • Esnafla (Souk) hep pazarlık yapın, çünkü hep kazıklanma tehlikesi var.
Souk'lar
  • Ve yemek yeri olarak tartışılmasız Snack Toubkal’a gidin(Djeema El-Fna'da). Her gün 4 öğün yemek yiyordum ve yemekler mükemmeldi. Hem de çok ucuz.

tajine
Hotelden çok burada takıldım
  • Trafik kuralları yok. Trafik polisinin kırmızıda geçen bir motosikletlinin kaskına telsizi ile azarlarmış gibi vurduğuna şahit oldum. 

Üstünden bir yıl geçmesine rağmen neredeyse dün gibi hatırlıyorum. Yazarken tekrar gidesim de geldi. En iyisi ben bitirme projeme geri döneyim. Uzun lafın kısası gidiniz görünüz derim, güzel bir Keane şarkısı ile sevgiler. 



23 Ağustos 2015 Pazar

Alberto Contador’u neden severim?1 

İtalya Bisiklet Turu, 16. etap. Bu sene canli izledigim ilk etaptı Giro’da. Contador mekanik sorun yaşamıştı ve teamüllere gore rakiplerinin onu, Giro’nun liderini beklemesi gerekirken onlar atak yapmıştı. Ağır rüzgar vardı ve takımı Tinkoff-Saxo onu ana gruba yetiştirmeye çalışıyordu. Fakat takımındaki domestikler birer birer dökülüyordu. Neredeyse 1 dk’lik fark oluşmuştu yüce Mortirolo tırmanışı öncesinde. Gordugum en zorlu yokuş demişti Contador bura hakkında etap öncesi. 11.8 km, bazı yerlerde %20’lere çıkan ortalama %10.8 eğimli bir tırmanış. Son domestiği de onu tırmanışa getirdi ve Contador tırmanmaya başladı, tek başına. Caner Eler, etabı anlatırken uzun mesafe koşucusunun yalnızlığından bahseder bu durum icin. Yapayalniz, yardım almadan çıkışına vurgu yapar. Yakından bildiğim bir durum bu. Tıpkı bir tek çifte gibi, suyun üstünde yapayalnızdır, fiziksel gücünün belli bir limiti vardır ama bu limite mental gücüyle ulaşır. Alberto o farkla ve tek başına o yokuşa başladığında aklımdan tek bir şey geçti, benim bildiğim Alberto Contador o farkı kapatır. Etabın devamını anlatmama gerek yok, 1 saatinizi ayırın ve yüce Mortirolo’ya saldırmasını izleyin. 
Contador vs. Mortirolo, Caner Eler ve Sarper Günsal'ın heyecan verici anlatımıyla.


Yıl 2012,Contador kendini ispat etmek zorunda. Doping cezası sonucu(yapmadım dese de) 2010 tdf ve 2011 Giro zaferi elinden alınmış, insanların kafalarında soru işaretleri birikmisti,acaba tüm zaferleri dopingle miydi diye. Cezası bitince İspanya Bisiklet Turu’na katıldı. 17.etaba gelirken eski patlayıcıligini gösterememişti, soru işaretleri iyiden iyiye artıyordu. Joaquim Rodriguez, nam-ı diğer Purito(Kendisi puro içer), kendisinden 28 saniye öndeydi ve tüm ağır tırmanış etaplarında Contadoru az farkla geçip bonusları kapatıyordu. 17. etap normal bir etaptı, ne kadar 2. kategori zirve finişi olsa da, iyi bir zaman farkı yaratmak için yeterli olmayan bir tırmanış barındırıyordu, 20.etabı düşünen GK(Genel Klasman) iddialısı bisikletçilerin atak yapması beklenilmiyordu. Peki noldu? Contador 55km kala mantık sınırlarını zorlayan bir atak yaptı, iyi bir strateji ve üstün zamana karşı performansını kullanarak Rodriguez’e etap sonunda GK’da 2.28 fark attı ve turu kazandı.


Contador'un mucize atağının kısa bir özeti, finişteki sevinci muazzam.


Alberto Contador 2014 İspanya Bisiklet Turu’na zorda kaldığı için katıldı, planında bu yoktu. O sene Fransa Bisiklet Turu’na çok iyi hazırlanmıştı, bugune kadarki en iyi durumumdayım diyordu. 10.Etapta kameralarda o vardı. Herkes ondan o gün atak bekliyordu ama kameralar onun beklenen atağını çekmiyordu. Düşmüştü, kanaması vardı. Bandaj yapıldıktan sonra bisiklete bindi, 20-30km surdu, farkı kapatmaya çalıştı. Fakat sonra Rogers’a tesekkur etti, gözyaşlarıyla kenara çekti. Sonradan ayağında kırık olduğu anlaşıldı. Ona rağmen sürmüştü. O etabı da canlı izliyordum ve inanılmaz üzülmüştüm, üç gün yasını bile tuttum. Sonra Madrid’e dönüp ameliyat oldu ve iyileşme dönemini beklenenden hızlı geçirdi. Doktorlarından onay aldıktan sonra çok fazla hazırlanma süresi geçirmeden yılın son büyük bisiklet turu olan İspanya Bisiklet Turu’na katılmaya karar verdi. Ve iki ay önce ayağı kırılan Contador, kraliçe etabı(20. etap) da alarak zaferini Santiago'da ilan etti.2
20. Etap, nam-ı diğer Kraliçe Etap

 
Santiago'da son etap, Contador zaferini resmileştirirken. 
Alberto bu sene Giroyu kazandı, Tour’u da kazanmak istiyordu ama yetmedi bacakları. Seneye son Fransa Bisiklet Turuna katılacak. Her ne kadar efsane bir sporcu olduğunu bugüne kadar zaten kanıtlamış olsa da son kez ben en büyüğüm demek istiyor. Benim kalbimde her zaman özel bir yeri olacak, asla pes etmemenin bir simgesi. Seneye ne olur bilinmez, ama Alberto’nun son Tour’unu kazanmak için elinden gelenin en iyisini yapacağına, asla vazgeçmeyeceğine hiç şüphem yok.
Vamos Alberto!



Bisikleti kürekle tanıştıktan sonra sevdim. Kürek takımındaki ilk sezonumdan sonra Burak teşvik etmişti, çok eğlenceli diye. Bana çok abes gelmişti eğlenceli demesi. Nasil eğlenceli olabilir ki uzun saatler boyunca pedal çevirmelerini izlemek dediydim, ki siz de diyorsunuzdur. Tabi aylardan temmuz,hazırlık sonu yazı İzmirde geçiriyorum, temmuz ortası interrail’e gidene kadar ordayim. Ne yapayım ne edeyim havalar da çok sıcak TVde bi şey yok. Açayim izleyeyim dedim. O gün bügündür bisiklet takip eder oldum (hatta bisiklet aldım) :) Eğer siz de bisiklet turlarının neden eğlenceli olduğunu ve  birbirinden ilginç pek çok hikaye barındırdığını öğrenmek istiyorsanız şu iki yazıyı okuyunuz ve hemen la vueltayi (ispanyol bisiklet turu-3 buyuk turdan sonuncu olani) izlemeye baslayiniz :)



2 Ben de Erasmus döneminde İspanya’da olduğum için movistar formamı ve Türk bayrağımı çekip Galiçya’da ki iki etabı çıplak gözle izledim. Bir etabı izlemeye gittiğimde külüstür bir bisiklet kiralamıştım. Üstümde Movistar forması var, bulunduğum kasabada küçük bir yokuş var finişe yakın, hem belki atak görürüz hem de bisikletçiler nispeten daha yavaş geçerler onları görme sürem artar diye yokuşu tırmanmaya başladım. kasabada da inanılmaz bir alabalık var herkes caddelere inmiş. Bir anda bağırışlar çağırışlar, “Vamos Valverde, venga!” (Hadi Valverde!) sesleri, muazzam bir gürültü. Yokuşu çıkaıken gülmekten yarılıyorum. Unutulmaz bir anıydı.

önsöz

merhabalar efenim.




Neden bu şarkıyla mı başlıyorum? Her sözü benim için bir anlam ifade ediyor ya da ben her sözünden kendime pay çıkarıyorum. Mesela;
All this time I was finding myself

And I didn't know I was lost.

Özellikle son bir senedir kendimi yeniden keşfediyorum. Bunu yaparken yeni şeyler öğreniyorum, hayat hakkında kendim hakkında, başka şeyler hakkında.
Hope I get the chance to travel the world
But I don't have any plans.

I can't tell where the journey will end
But I know where to start

Evet, dünyayı gezmek en büyük hayalim. Gezi planım olaraksa hiç bir şey yok ortada. Tek hedefim 30umdan önce yeterli parayı biriktirip dünyayı gezmek. 


Feeling my way through the darkness
Guided by a beating heart

Evet, üniversiteyi seçtikten sonra bugüne kadar verdiğim tüm kararları kalbimi dinleyerek aldım. Küreğe başlamam, İspanyolca öğrenmem, yol bisikleti almam, İspanya'ya Erasmus'a gitmem, gibi gibi saymakla bitmez. 

Neyse tatavayı bırakalım, neden bu bloğu açıyorum. 
Sebebi insanlarla bir şeyler paylaşmak istemem, daha uzun bir şekilde. Hayat kısa, ölüm her zaman yanımızda. Fikirlerimi, kimi hatıralarımı vb. paylaşmak istiyorum, biraz önce dediğim gibi, istediğim bir şey bu ve bu kararı aldım. 

Blog açma fikri bir süredir aklımdaydı aslında. B
ir süredir dediğim de 2 yıl olmuş neredeyse. Neden şimdiye kadar beklediğime gelince, Çok üşengeç olmam sanırım en büyük neden. Bu blogu açmak için nihai kararı verdiğimden beri yazı bitirdim neredeyse mesela. Erteleme alışkanlığı. Ama zaman tanımak da bazen iyi olabiliyor, daha derin düşünebiliyor insan. 

İlk başlarda seyahat bloğu olarak açmak istiyordum,gezmeyi çok seviyorum ve gezgin biri olmasam da seyahat anılarımı paylaşmak istiyordum. Fakat sonra spor vb. gibi şeyler de ekleyeyim dedim. İlk yazım da bisiklet hakkında, bisiklet üzerinde görmeyi en çok sevdiğim adam hakkında. 

Size ulaşmak benim için önemli bir şey, yorumlarınızı, önerilerinizi seve seve beklerim.

Neyse çok uzatmamışımdır umarım, iyi okumalar.