Gezi intro müziği olmadan olmaz.
Biri Vigo’dan, diğeri Madrid’den gelen iki genç, bir kasım
ayının son cuma gecesi saat 11 sularında, Rue Bab Agnaou’da bir binanın
saçaklarının altında, ansızın bastıran yağmurdan çaresizce korunmaya
çalışıyordu. Vigolu çocuk, elinde rezervasyon yaptırdığı hotelin (Hotel
Aday) internetten indirdiği haritası ile hotele nasıl gideceklerini bulmaya
çalışıyordu. Fakat sokak tabelalarının olmaması, bunu imkansız kılmaktaydı.
Onları havalimanından getiren taksici, onları bırakırken hotelin yeri kolaymış
gibi bir bina grubunu göstermişti yol tarifi olarak. Takside beraber geldikleri
iki ispanyol ise ücreti taksiciye ödediği gibi topuklamıştı. Bekledikleri
caddenin Medina’nın en işlek caddesinden biri olması gerekirken (Medina:Eski
şehir kısmı), cuma akşamına rağmen neredeyse tüm dükkanlar kapalı idi ve
caddede yürüyen kimse yoktu. Caddede sadece bir dönerci açıktı, ve ora onların
adres sorması için tek şanslarıydı. Vigolu genç, caddedeki su birikintilerini
atlayarak geçti. Fransızca ve Arapça bilmiyordu, içinde oradaki çalışanların
veya müşterilerden birinin İngilizce veya İspanyolca anlamalarını ümit etti.
Tezgaha yanaştı ve dönerci amcanın siparişleri hazırlamasını bekledi. Dönerci
abimiz sakin bir şekilde siparişleri hazırlıyordu, ancak onu bekleyen kahramanımız
da sabırlı idi. Fakat aklı yol arkadaşındaydı. Onun hakkında endişelenmesindeki
sebep, onu buraya getirenin kendisi olmasıydı. Aslında bu seyahat fikri iki ay
önce arkadaşında çıkmıştı, o da gezmeyi çok sevdiği için hemen bu fikri kabul
etmişti. Fakat Madridli kahramanımız, o sıralarda patlayan Ebola salgınını
(Halbuki o vakte kadar Madrid’de bile Ebola vakası görülmesine rağmen Fas’ta o
vakte kadar hiç bir vaka görülmemişti) ve babasının bu geziye koyduğu şerhi
gösterip bu geziden caymak istemişti. Vigolu da nedendir bilinmez Marakeş’e
yalnız gelmekten korkmuştu. Önce arkadaşının biletini başka arkadaşlarına
önermişti, fakat gelecek insan bulamayınca arkadaşını bir şekilde ikna edip
Marakeş’e tek gelmekten kurtulmuştu. İşte bu nedenle kendisini sorumlu hissetmekteydi.
Üstelik geldikleri uçak 2 saat rötar yapmıştı, bu nedenle de geç sa kalmışlardı.
Hikayemizin geçmişini anlatmışken, saçak altında bekleyen arkadaş da sıkılıp
dönerciye geldi ve dönercimiz nihayet siparişleri servis edip bu ikiliye döndü.
Haritayı göstererek, Hotel Aday diye belirttiler. Haritayı aldı, fakat yerini
çıkaramadığı için müşterilere sordu. Yemeğini yeni bitiren bir genç, ben
biliyorum misali bir şeyler söyledi ve onlara onu takip etmelerini işaret etti.
Yağmur dinmişti, ikili de çok ıslanmamıştı. 3 kişilik grubumuz yürürken iki
eleman caddede belirdi. Sırt çantalarıyla buram buram turist kokan bu ikiliye
ve Faslı yol göstericiye bir şeyler söylemeye başladılar. İkilimiz tedirgin
olmuştu ve bir an önce hotele varmak istiyorlardı. Bu sırada Faslı genç caddede
durdu, dar ve loş bir sokağı göstererek oraya girmeleri gerektiğini işaret
etti. Artık tedirginlik, yerini tabiri caizse g.tü kaptırma korkusuna
bırakmıştı. Vigolu genç, buraya arkadaşını getirdiği için bin pişman olmuştu,
tek düşündüğü durumu nasıl düzelteceği idi. Bu sırada Madridlinin elf
gözlerine, caddede onlara doğru yürümekte olan biri kadın üç kişi takıldı.
Arkadaşının elindeki haritayı kaptığı gibi bu 3lünün yanına gitti. Faslı genç
bir şeyler söylenmeye başladı ama öbür genç kulak asmayıp arkadaşını takip etti.
Bu gruptakiler şans eseri çat pat ingilizce konuşabiliyordu ve hoteli bulmaya
yardım edeceklerini söyledi. Marakeşte yaşamıyorlardı, bu nedenle yer sormak için
birini aramaya başladılar. İkilimizin Türk olduğunu öğrendikleri zaman muhabbet
iyice koyulaştı. Gruptaki iki Faslı erkekten birinin eşi Fethulla Gülen
okulunda çalışıyordu ve bu nedenle Türklere karşı çok dost canlısı idiler. Ne
gariptir ki aynı adam Tayyip Erdoğan’ı da çok seviyordu, demek ki Fas’ta
paralel yoktu. Bu ikilimizi şaşırtsa da, o vakit politik bir tartışmaya girecek
durumları yoktu, hemen tasdiklediler: Erdoğan is good, Gülen is good. Muhabbetle
beraber 1 saat boyunca yürüdüler ama sordukları 3-5 kişi de yardımcı
olamamıştı, bir polis ve bir taksici dahil.
Yağmur gene başlamıştı, Vigolunun suya dayanıksız ayakkabıları sünger
gibi olmuştu. Marakeş’in görkemli minaresi onlarla dalga geçer gibi aynı yerde
beliriyordu hep, ormanda kaybolup aynı yere dönmüş gibi hissediyorlardı.
![]() |
| Taksiden indiğimiz yerden hotele gitmek zor olmasa gerekti, meğerse google maps'in göstermediği pek çok ara sokak varmış. |
| Gece hiç sevimli bir minare değil aslında |
Üçlümüz ise bu ikiliyi hotele kavuşturma yemini içmişti, yorgunluk ya da bitkinlik
emaresi göstermiyordu. Bu sefer bir çok motorsikletin bulunduğu bir yerde duran
terlikli ve yerel kıyafetli bir dayıya haritayı gösterdiler. Dayının 50 dirhem(yaklaşık
5 euro) karşılığı onları götüreceğini söylediğini çevirdiler. Hemen kabul
ettiler ve rehberlerinin arkasında ara sokaklara girdiler. Sokaklar oldukça dar
ve labirent gibiydi. Yerdeki su birikintileri, ansızın çıkan sokak köpekleri ve
bastonlu rehber ile ikili otantizmin doruk noktasındaydı. Nihayet rehberimiz
hotelin giriş sokağını buldu. İkilimiz rehbere “şükran” diyerek 50 dirhemi
verdi. Rehber parayı aldığı gibi sokaklara karıştı. Rehber kaybolduktan sonra
3lüye sayısız teşekkür ettiler. Hayatlarında o insanları bir daha görürler mi,
görseler de tanıyabilirler mi bilemiyorum ama onlara hayatlarının sonuna kadar
borçlu kalacaklar. İkilimiz hotelin kapısını çaldı. Tam rahatlamışlardı derken
onların bir ara arkasına takılan üçkağıtçı iki eleman sokak başında belirdi.
Fakat kapı açıldı ve nihayetinde sorunsuz bir şekilde hotele vardılar. İki saat
sonunda ıslanmış, yorulmuş, korkmuş fakat başarmışlardı (Halbuki Vigolu kazma
hotele 10 euro ekstra ödese havalimanından hotele özel transfer edileceklerdi).
Gezi stresli bir şekilde başlasa da güzeldi. Hikayeden
çıkarılacağı üzere gündüz vakti şehre varınca ya da airport transfer kullanınca
sıkıntı olmuyor. Ama adrenalin istiyorsanız yaptığımızı yapın. Marakeşle ilgili
izlenimlerim ve belli başlı tavsiyelerim şunlar:
- http://wikitravel.org/en/Marrakech . Gitmeden okuyun.
- Hoteller riyad olarak geçiyor, geleneksel tarzdalar. İyi puanlı ve yorumlu bir hotel sıkıntı yaratmaz diye düşünüyorum.
| kobra |
- Djemaa El-Fna şehrin en hareketli meydanı. Gündüzleri meydanda yılan, maymun terbiyecileri, baharatçı-kuruyemişçiler, portakal suyu satıcıları, develer ve dolandırıcı el kınacıları (henna tattoo) bulunuyor. Dolandırıcı derken eli kaptı mı kınayı hemen yapıyor şeklini sormadan ve saçmasapan meblağ da istiyorlar (yaşandı- parayı vermeseniz de huzuru kaçırıyor).
- Geceleri ise çaycılar(nane çayları çok güzel, nane diyorum ama baharat çayıymış sanırım), kebapçılar, tatlıcılar meydana kuruluyor. "Chebakia" tatlısı nane çayı ile çok güzel gidiyor.
| Nane çayı dediğim çay |
| Djemaa El-Fna |
- “La calle esta cerrada- The street is closed” İşlek bir caddede cadde kapalı sözünü duyunca şaşırıyorsunuz. Haşhaş satıcılarının şifreleri imiş, neden kapalı diye sorunca öğrenmiştim :D
- Ali Baba, gür sakallılara attıkları laf, yani bana.
- Saraylar yıkık dökük ama çok güzel, sokaklar inanılmaz eğlenceli. Turist haritasındaki tüm gezilecek yerlere gidin. Vaktiniz kalırsa safariye çıkın, çölde bir gece geçirin (ömrüm yeterse bir sonraki sefer yapacağım).
| Yıkık dökük derken mesela çatısı akıyor |
- Taksicilere taksimetre açtırın ya da iyi pazarlık edin. Mercedes taksilere binmeyin çünkü grande taxi diye geçiyorlar ve ayrı fiyat listesi var.
| ne de olsa Mercedes |
- Esnafla (Souk) hep pazarlık yapın, çünkü hep kazıklanma tehlikesi var.
| Souk'lar |
- Ve yemek yeri olarak tartışılmasız Snack Toubkal’a gidin(Djeema El-Fna'da). Her gün 4 öğün yemek yiyordum ve yemekler mükemmeldi. Hem de çok ucuz.
| tajine |
| Hotelden çok burada takıldım |
- Trafik kuralları yok. Trafik polisinin kırmızıda geçen bir motosikletlinin kaskına telsizi ile azarlarmış gibi vurduğuna şahit oldum.

